Sıvadım Güneşimi balçıkla
Geriye doğru koşmakla eşti,
Son rütuşlar zorladı
Sıçrayıp en kambur yerinden hayatın, atılıyorum olur olmaz en olmaza
Hangi sokaktan girsen aynı caddeye çıkıyor bu tuhaflıklar
Üst üste koyup ağlıyorum
Öyle sanıyorum ki masanın topal ayağıyım
Kağıtlar katlayıp koyuyorlar da, biçare.
Zamanın köşesinden koşuyorum hayatın dairesine,
Sivri kalıyorum uluorta
Çarpıp kendi duvarıma; devriliyorum
Kulpu kırılmış sanki tüm fincanlarımın
Susadıkça, sus'uyorum.
Kahve kokuyor ellerim
Yukarı kalkan başım göremiyor önünü
En güzel manzaraları görmemeye yeminliymişçesine
Artık; sağ gözüm kör benim
sol gözüm karanlık
Rate this posting:
12/10/2013
11/28/2013
Müteşekkir
Zamanın olmadığı bir mekandan fırlatıldım zamanın ortasına,
Zamansızca..
Dün henüz elestti ve Tanrıya adını söyledim
Senin iklimlerinden bahsetti
Onun suyu sana hep ılık, dedi
Gökyüzünden inmedim, toprağın artığıyım
Belki biraz çamurdum senin suyunda yıkandım
Güneşe henüz alışamamışken gözlerim, ilk seni gördüm.
Adem gibi yüzyıl yaşasam hepsinde Havvayı sevecek,
Havva gibi Ademin kaburgasından yaratılmaktan memnun gibiydim
Cinsiyetim neydi, bu hislerin kapanında ayırt edemiyordum
Adı Dünya olmayan bu gezegende yeniden doğuşumu ayıklayabiliyordum
Cennetten de kovulmamıştım, başım okşanmıştı bilakis
Buralar henüz dutluk bile değilken, seni hemen kendime ayırmalıydım
Seni alıp bir ağacın kovuğunda saklamaktı en güzel fikrim
Saçın ve kirpiğin yoktu,
O yüzden uzun bir süre şiir yazamadım
Kimsenin doğmadığı ve doğurmadığı bu yerde
Sadece seni sevmek için yeniden yaratılmıştım
Bir gün, artık beni sevmediğini hissedersem şayet
Bu en büyük kıyameti doğuracaktı
Neyse ki sen beni pek güzel sevdin
Sevgilim,
Tanrıya mahcubiyetim olmadığın için sana ben teşekkür ederim.
Zamansızca..
Dün henüz elestti ve Tanrıya adını söyledim
Senin iklimlerinden bahsetti
Onun suyu sana hep ılık, dedi
Gökyüzünden inmedim, toprağın artığıyım
Belki biraz çamurdum senin suyunda yıkandım
Güneşe henüz alışamamışken gözlerim, ilk seni gördüm.
Adem gibi yüzyıl yaşasam hepsinde Havvayı sevecek,
Havva gibi Ademin kaburgasından yaratılmaktan memnun gibiydim
Cinsiyetim neydi, bu hislerin kapanında ayırt edemiyordum
Adı Dünya olmayan bu gezegende yeniden doğuşumu ayıklayabiliyordum
Cennetten de kovulmamıştım, başım okşanmıştı bilakis
Buralar henüz dutluk bile değilken, seni hemen kendime ayırmalıydım
Seni alıp bir ağacın kovuğunda saklamaktı en güzel fikrim
Saçın ve kirpiğin yoktu,
O yüzden uzun bir süre şiir yazamadım
Kimsenin doğmadığı ve doğurmadığı bu yerde
Sadece seni sevmek için yeniden yaratılmıştım
Bir gün, artık beni sevmediğini hissedersem şayet
Bu en büyük kıyameti doğuracaktı
Neyse ki sen beni pek güzel sevdin
Sevgilim,
Tanrıya mahcubiyetim olmadığın için sana ben teşekkür ederim.
Adem,
çamur,
elest,
gezegen,
havva,
iklim,
sevgili,
Tanrı,
zamansızlık,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}11/05/2013
Başka Hayatların Kadını
Önceden yazılmış bir defterin üzerine yazıyorum, kendimi.
Kendime ait ne varsa elden düşme artık.
Başka birinin kaseti üzerine çekiyorum kendi şarkımı
Elleri tutulmuş adamların ellerini tutuyorum
Dudakları öpülmüş,
Kalbi sevilmiş,
Boynu koklanmış,
Isıtılmış ayakları kış günü
Eğrelti duruyorum her sevdada
Ocakta yemeğimi bırakmışçasına
Her an kalkacak misafir gibi giriyorum hayatlara
İpimi bağlayamıyorum sağlam kazığa
Nerede beni seveceğine inandığım bir adam görsem, annemden ölü doğuyorum.
Bir neşterle yazıyorum küçük kızların alınlarına adımı.
Bir iplikle dikiyorum sonra açtığım yaraları
Bu kez son diyip bozuyorum tövbelerimi zaman zaman
Ne zaman af dilesem O'ndan, önce kendim affediyorum birini
Böyle böyle ödeşiyoruz hayatla,
Bu bir zan; belki.
Morun üstüne yeşil kadar
Yakışıksız bir duruşla beliriyorum bu hayatın yokuşunda
Biliyorum.
Kendime ait ne varsa elden düşme artık.
Başka birinin kaseti üzerine çekiyorum kendi şarkımı
Elleri tutulmuş adamların ellerini tutuyorum
Dudakları öpülmüş,
Kalbi sevilmiş,
Boynu koklanmış,
Isıtılmış ayakları kış günü
Eğrelti duruyorum her sevdada
Ocakta yemeğimi bırakmışçasına
Her an kalkacak misafir gibi giriyorum hayatlara
İpimi bağlayamıyorum sağlam kazığa
Nerede beni seveceğine inandığım bir adam görsem, annemden ölü doğuyorum.
Bir neşterle yazıyorum küçük kızların alınlarına adımı.
Bir iplikle dikiyorum sonra açtığım yaraları
Bu kez son diyip bozuyorum tövbelerimi zaman zaman
Ne zaman af dilesem O'ndan, önce kendim affediyorum birini
Böyle böyle ödeşiyoruz hayatla,
Bu bir zan; belki.
Morun üstüne yeşil kadar
Yakışıksız bir duruşla beliriyorum bu hayatın yokuşunda
Biliyorum.
başka hayatların kadını,
ip,
misafir,
mor,
yakışıksız,
yeşil,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}10/26/2013
Kırık Terazi
Anlaşılmazlığa batıyorum, debelendikçe.
Kırık terazi; ağırlığımca havada asılı kalmaktı yükseklik korkumun öcü.
Benim aklım da belki bu yüzden/sırf bu yüzden beş karış havada.
Anadan üryan doğarken bir çığlığa gebe olduğumdan/doğduğumdan bihaber
Kalitesiz cümleler arasında kendimi ifade etmeye çalışıyorum bir devrikle
Devrile devrile..
Acının güçlendirmeyip, öldürdüğü yerde; bir yeni ben doğuruyor Tanrı.
Sonra kayba yürüyor usul usul, parmak ucuyla.
Bir başınalığın paslı tadı hasta ediyor beni.
Damarlarımdan akamayacak kadar kanım, kaskatı mosmor oluyor
Kesilmeyen bilekler veriyor bana Tanrı
Parmak uçlarıma kadar kıyamet.
Sonrası zamansızlık, kaos, bilinmezlik,
Beni çeken karadeliği çıkış sanarak koşuyorum.
İlk kez çaba göstermeden yol kat ediyorum/ hayret!
Çektikçe beni içine, orada beni isteyen kimse var zannına yenik düşüyorum
Kaşlarını çatıyor, tutup elimden en başa bırakıyor.
"Aptallık etme!" diyor.
Çünkü okuma yazma biliyorum, ilk emir bende bu oluyor.
Aptallık etmemeye çalışıyorum,
-Ben tek uyuyamam, benimle uyur musun? diyorum.
Cevap en altınından sukunet oluyor.
Üzülmesin diye ağlamadan,
Büyüyorum, büyük bir giz'le, gizli gizli.
Aptalım hala,
Tanrıyı görünce arkama saklıyorum.
Kırık terazi; ağırlığımca havada asılı kalmaktı yükseklik korkumun öcü.
Benim aklım da belki bu yüzden/sırf bu yüzden beş karış havada.
Anadan üryan doğarken bir çığlığa gebe olduğumdan/doğduğumdan bihaber
Kalitesiz cümleler arasında kendimi ifade etmeye çalışıyorum bir devrikle
Devrile devrile..
Acının güçlendirmeyip, öldürdüğü yerde; bir yeni ben doğuruyor Tanrı.
Sonra kayba yürüyor usul usul, parmak ucuyla.
Bir başınalığın paslı tadı hasta ediyor beni.
Damarlarımdan akamayacak kadar kanım, kaskatı mosmor oluyor
Kesilmeyen bilekler veriyor bana Tanrı
Parmak uçlarıma kadar kıyamet.
Sonrası zamansızlık, kaos, bilinmezlik,
Beni çeken karadeliği çıkış sanarak koşuyorum.
İlk kez çaba göstermeden yol kat ediyorum/ hayret!
Çektikçe beni içine, orada beni isteyen kimse var zannına yenik düşüyorum
Kaşlarını çatıyor, tutup elimden en başa bırakıyor.
"Aptallık etme!" diyor.
Çünkü okuma yazma biliyorum, ilk emir bende bu oluyor.
Aptallık etmemeye çalışıyorum,
-Ben tek uyuyamam, benimle uyur musun? diyorum.
Cevap en altınından sukunet oluyor.
Üzülmesin diye ağlamadan,
Büyüyorum, büyük bir giz'le, gizli gizli.
Aptalım hala,
Tanrıyı görünce arkama saklıyorum.
anadan rüyan,
aptal,
çığlık,
gebe,
karadelik,
kırık terazi,
oku,
Tanrı,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}10/24/2013
Tenha
Parmaklarından damlayan ıslak gibi
Kayıyor, akıp gidiyor, yitiyoruz kazanılanları zor bela
Kanadını kırdığım minik kelebeğin hareketsizliği gibi
Donuk, dumur, durakalıyoruz, öylece
Tek nefeste bitirilmeye çalışılınan sigara gibi
Tıkanıyor, tıksırıyor, boğuluyoruz
"İçimden şehirler geçiyor
Her durakta duruyor, inmiyorsun" diyor Düzağaç..
Biraz akrep, biraz yelkovan tutuşturuyorum avcuna
Sonsuza yakın bi' yerde inip
Bekle, diyorum.
Beklemek en güzel olana gebe
İnanıyorsun.
Düş'ümde gecikiyorsun
Sonra üstüme geliyorsun ummadık
Üşüyorum,
Dişlerimin yokluğuna değiyor dilim
Tat alamıyorum.
Biraz korkak, biraz kanı deli
Koşar adım yürüyorum
Boğmak için kendi şeytanımı
Vicdanımı ödünç vermek için
Bi' saniye tutabilir misin? deyip, bırakıp kaçmak için
Kıyamamanın eşiğinde öylece duruyorum yine,
Payıma düşen, başkasını kırmamak için kendini kırmak,
defalarca üstelik.
Rate this posting:
Kayıyor, akıp gidiyor, yitiyoruz kazanılanları zor bela
Kanadını kırdığım minik kelebeğin hareketsizliği gibi
Donuk, dumur, durakalıyoruz, öylece
Tek nefeste bitirilmeye çalışılınan sigara gibi
Tıkanıyor, tıksırıyor, boğuluyoruz
"İçimden şehirler geçiyor
Her durakta duruyor, inmiyorsun" diyor Düzağaç..
Biraz akrep, biraz yelkovan tutuşturuyorum avcuna
Sonsuza yakın bi' yerde inip
Bekle, diyorum.
Beklemek en güzel olana gebe
İnanıyorsun.
Düş'ümde gecikiyorsun
Sonra üstüme geliyorsun ummadık
Üşüyorum,
Dişlerimin yokluğuna değiyor dilim
Tat alamıyorum.
Biraz korkak, biraz kanı deli
Koşar adım yürüyorum
Boğmak için kendi şeytanımı
Vicdanımı ödünç vermek için
Bi' saniye tutabilir misin? deyip, bırakıp kaçmak için
Kıyamamanın eşiğinde öylece duruyorum yine,
Payıma düşen, başkasını kırmamak için kendini kırmak,
defalarca üstelik.
{[['
']]}
']]}7/29/2013
Bozbulanık

Ya tanımamazlıktan gelirse kirpiklerin
Yalanlarsa kirpik uçların öpüldüğünü
Ben tavşan olurum, sen de dağ.
Sen düşün hüsranımı.
Terk edilince mi anlar insan
Ne kadar sıradan olduğunu, ve öylesine.
Anladığında;
Yeniden sevmemi mi isteyeceksin seni?
İmkansız nedir sözlüğe bakmadan söyleyecek kadar
Mümkünatları öldürdüğünü unutarak.
Acıyacak mısın bilemem
Ama sızlayacaksın.
Acıklı fimler bırakacağım çünkü sana
Bir avuç dram..
'Elbet bir gün buluşacağız' demeye yeltenirse Senar
Canımın içi; inanma.
avuç,
canımın içi,
dağ,
dram,
elbet bir gün buluşacağız,
film,
kirpik,
kirpik uçların,
mümkünat,
Müzeyyen senar,
tavşan,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}7/08/2013
5/28/2013
Feragat
Tanrım?
Yoksa ölüyor muyum?
Bu mu ölüm?
Yumuşak ve ıpıslak.
Çıkmaz sokağa doğru koşuyorum sanki
Biri kaldırım taşlarını sökmüş üstelik
Atılan her adım diğerini zorlaştırıyor
Ayaklarım dolaşıyor birbirine
Topuklarım öyle ki kesik
Tanrım?
Doğru söyle ölüyor muyum?!
İçine çekiyor karanlık bir bulantı
Kendimi bırakırsam dibe çökeceğim
Ama hayır diyorum
Hayır!
Kavrama yetisini kaybedercesine ufalmış gibi ellerim
Gittikçe de ağırlaşıyorum,
Yerle göğün birleştiği yerde incecik bir çizgi oluyorum
Göğü delmişler; görüyorum..
Gökkuşağının küflü renklerini dilimliyorum göz ucuyla
Gövdem sıcacık.
Göz kapaklarım ağırlaşıyor.
Beklentilerim
Bekleyemediklerim
Bekle dediklerim
İmdat çağrılarım cevapsızlıkla kıvranıyor
Midemdeki ölü kelebeklerin ağırlığı alaşağı ederken;
Yamalı bir ölümün kasıklarında
Pek de sevimli olmayan hayatım için
Artık vitaminsiz çırpınışlarıma gülüyorum
Nirvanaya kadar yolum var
Masalın en absürt yerinde, nihayet uyuyakalıyorum.
çırpınış,
dilim,
feragat etmek,
gök kuşağı,
ıslak,
imdat,
kan,
ölmek,
ölü kelebekler,
vaveyla,
yumuşak,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}4/30/2013
Çürük Diş
Kesin çizgilerle hayatı çevrelemek zorEtrafında tur atana kadar bitebilir her şey
Tur bindirmeden ömrüne, elinde bitik bir benlik kalabilir
Nefes almak yaşamak mıdır?
---
Mum bitiği gibi, dibime ışık veremeden yitiyorum. Tükenmez kalemin tükenişi kadar hazin. Aklımdan tuttuğum sayıları bile unutuyorum bazıları. Yelkovanlar süratli de hala, akrepler küs gibi; kendini gömemeyen ölü gibi. Çoktan ölmüş gibi.
Kadın hep elma mıdır?
Sahi, Adem'in vesvesi miydi elma yoksa Havva'nın diğer adı mı? Ya da çıplak kaldığında utanç duydu mu Havva? Kırık topuklu, turkuaz kokulu bir kadın olabildi mi? Bunları bilmek istemezdim aslında.
Bölük pörçük parşömen kağıtlarına yazıyorum veryansınlarımı, büsbütün olamadan, yırtılmaya zahmet olunmadan parça parça kayboluyorlar. Üstelik yan yanayken, tıpkı insanlar gibi.
Kırık bir tarak kalıyor avuçlarında, şaşkın bir o kadar da memnuniyetsiz. Saçlarını tarayamayacak olmak bu kadar üzüyor mu sahiden seni? Keşke kırılmasıydı, keşke son kez tarayabilseydin! Hayatı da tıpkı kırık tarak keşkeleriyle tıka basa dolduran bizler, bazen sanki "keşke" demek için yaşıyoruz. Yanlışsam düzeltme.
Minik taşın, dalgalandırdığı su birikintisi kadar anlık ve dağınıktı her şey, nereye koysam bulamadığım bir hiçliğim vardı önceleri. Gece sessiz, ve korunmasızdı. En ufak bir çığlık yırtabilirdi gecenin incecik zarını. Küçük harflerle konuşmalı, yalın ayak dolaşmalıydı biraz da. Belki de bu yüzden affettim herkesi.
Şarkına eşlik etmek isterdim.
Ama bildiğimden emin olamıyorum.
Çekilen çürük dişin yarattığı boşluk var ya,
Dilimi sürekli oraya dokunduruyorum.
bitik,
çıplak,
çizgi,
çürük diş,
keşke,
kırık topuk,
mum,
turkuaz,
turkuvaz,
tükenmez kalem,
veryansın,
vesvese,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}4/04/2013
Kadın ve Adam
Ellerini güzel sanıyordu kadın
Damarlı, kemikli, ince ellerini..
Çarpık bir gülümseyişi vardı
Kirpikleri kısa ve ince
Saçları küt ve siyah
Atkısı yeşildi
Hırkası mavi
Ne saçma bir kadındı
Çünkü adı da bir tuhaftı
Tuhaf diyorum çünkü
Daha önce hiç duymamıştım
Kokusu zambak gibiydi
Olmayan gamzesinden öpüyordu adam
Geniş omuzlu adam
Kadını seviyordu belli
Kirpiklerine değiyordu dudakları
Gözbebeğini öpercesine..
Ellerini ıstıyordu hohlayarak
Üşümemeliydi çünkü kadın
Hasta olursa üzülürdü adam
Dedim ya,
Seviyordu kadını belli.
adam,
geniş,
gözbebeği,
ince el,
kadın,
kemikli,
saçma,
üşümek.,
zambak,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}2/08/2013
Yol
Lacivert bir yolun sağ şeridinde, siyah paltolu bir kadın
belirdi.
...
Bir el ateş etti,
Kimse ölmedi.
Sen siyah görünüyordun
Kendi kuyularına düşüp, kendi yalanlarına inanıyordun
Senin huyundu yeşile mor demek
Ve ölümün yasaklandığı ütopyalar edinmek
Sonsuzluğun, sonsuzluğuma değmiyordu
Kesişmiyordu yalnızlıklarımız
Adrese teslim vaveylaların vardı
Yalanlarla bir duvar ördün aramıza
Hatırlamamak için unuttun bana yazdığın ilk dizeyi
Korktuğun için düştün, sustuğun için bu kadar şiddetli
duyuldu topuk sesleri
Islak kaldı ellerin, ayakların, avuç içlerin
Ben hepsini gördüm.
Bir çığ, önüne katacaktı seni
Ben kıyamamanın beşiğini salladım
Ve olanca gücümle yırttım tüm kanlı çarşafları
Bir yol yürüdüm, lacivert bir yol.
Bir el ateş ettim,
Kimse ölmedi.
ateş,
duvar,
hatırlamak,
huy,
kadın,
kesişmek,
korkmak,
kuyu,
Lacivert,
mor,
palto,
paralel,
silah,
siyah,
sonsuzluk,
yalan,
yeşil,
yol,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}1/27/2013
Pıhtı
Bir ölünün saçları taranmaz.
Elleri tutulmaz, sıcak değildir çünkü artık.
Tırnakları kesilmez, makyajı da silinmez.
Ağlayamaz artık o, gülemez de.
Küfredemez, sevemez, acıkamaz, doyamaz;
Koşamaz, yorulamaz, dinlenemez, kızamaz,bağıramaz,
Şarkı bile söyleyemez.
Sesi çıkmaz ki!
Seni kırmak istemem elbet.
Ama insanlar ölünce rahat bırakılmak isterler.
Uyumak isterler, uyanmak değil.
Onunla konuşmaya çalışma artık.
Buradan çıkıp eve gidersin;
Mektuplar, sana yazdığı mektupları okursun.
Sana verdiği müzik kutusunu açarsın.
Bir kaç şarkı edinirsin.
Ağlarsın biraz, için çıkacak gibi hissedersin önce.
Birkaç zaman geçer böyle.
Belki bir kaç yıl...
Unutmazsın, unutmak saçma işidir doğrusu.
Alışırsın, onunla yaşamaya onunla olmaya alıştığın gibi.
Alışmak, insana verilen en güzel şeydir.
Hayat sürekli yenilenir.
Sana sürekli bir şeyler verir, ya da alır, ya da çalar, ya da tüketir.
Sen sadece alışırsın.
Hayata karşı duruşun budur.
Fark etmezsin oysa.
Farkındalık da deli işidir.
Oysa insan akıllı(!) varlıktır, bilirsin.
alışmak,
farkındalık.,
kan kokusu,
mektup,
müzik kutusu,
ölüm,
saç,
tırnak,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}1/18/2013
1/12/2013
Boşluk
Herkesin hayatta bir gayesi olmalı diyorum. Hiç uğruna yaşar mı insan? Hiçi hiçine yaşanır mı? Nefes alıyorum. Hareketsiz durduğumda bile bir şeyler tüketiyorum. Bence tuhaf.. Ben her saniye çoğalıyor ve ölüyorum. Ölümü ve dirilişi anbean yaşarken ölüme ve dirilişe nasıl yok diyebilirim? Söylediklerini beynin onaylamıyor.Bazı uçurumlardan tek atlamalı insan. Tek atlamalık uçurumlar var çünkü. Çarpa çarpa düşersen, acırsın. Asil ölümler kansız olur. Kanama.
Kesit kesit her şey. Uzun cümleler kurmayı unutmuşum. Uzadıkça ne dediğin anlaşılmıyor zaten. Zihnim doluyken konuşmak ayıp mıdır? Annem öğretmedi. Ama benim bir gayem var. Kimse bilmiyor. Bir ipim çok cambazım var. Hepsi beraber oynuyor, hepsi birbirinden habersiz. Ya hepsi birden düşüyor, ya hiç. Komik olmayan şeyler söylüyorum, gülüyorlar.
Kangren olmuş iyi yanlarım kesmişim. İyi bir insan değilim, kötü de. Araftayım ben. İçimdeki şeytanla meleği düzüşürken buluyorum hep. Bana bir şey katmaya vakitleri yok. Eksik bir şey var hep. En eksik benim. Arta kalmışlıklarım var. Borç aldıklarımı fazlasıyla ödüyorum. Fazlası, alana borçtur hep. Sıyrılmak istiyorum tüm arta kalan yerlerimden.
-Eğer bir tümörüm olsaydı, Jack gibi; adına adını koyardım.
Nefretim en çocuk yanım.
Affet beni Tanrım, ben annemi affedemiyorum.
Kesit kesit her şey. Uzun cümleler kurmayı unutmuşum. Uzadıkça ne dediğin anlaşılmıyor zaten. Zihnim doluyken konuşmak ayıp mıdır? Annem öğretmedi. Ama benim bir gayem var. Kimse bilmiyor. Bir ipim çok cambazım var. Hepsi beraber oynuyor, hepsi birbirinden habersiz. Ya hepsi birden düşüyor, ya hiç. Komik olmayan şeyler söylüyorum, gülüyorlar.
Kangren olmuş iyi yanlarım kesmişim. İyi bir insan değilim, kötü de. Araftayım ben. İçimdeki şeytanla meleği düzüşürken buluyorum hep. Bana bir şey katmaya vakitleri yok. Eksik bir şey var hep. En eksik benim. Arta kalmışlıklarım var. Borç aldıklarımı fazlasıyla ödüyorum. Fazlası, alana borçtur hep. Sıyrılmak istiyorum tüm arta kalan yerlerimden.
-Eğer bir tümörüm olsaydı, Jack gibi; adına adını koyardım.
Nefretim en çocuk yanım.
Affet beni Tanrım, ben annemi affedemiyorum.
affet,
araf,
asil,
cambaz,
fight club,
Gaye,
ip,
Jack,
kan,
kangren,
melek,
saniye,
sıyrılmak,
şeytan,
tuhaf,
tümör,
uçurum,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}1/06/2013
Hiç
Biri benim şarkımı çalıyor, diyorum. Dönüyorum, bakıyorum, uzanıyorum değişiyor ritmi. Sahi neler oluyor? Sıradışı bulduğum her insan, diğerinin tıpkısının aynısı. Olağanüstü bir şey yok. Ne kadar aynıyız, ne kadar sıradan! Yalnızlık bazen okşuyor beni. Egosunu rafa kaldıran hiç kimse yok. Biliyorum hepiniz içten içe seviyorsunuz kendinizi. Tırnaklarınız bir kendinize batmıyor. İçinde boğulduğunuz bok sizinse hiç sorun yok. Neden var olduğumuzu sorgulamanın cevabını hep yanlış buluyorsunuz. Her yer ne çok yanlış! En basit bulduğumuz insanın bile içi ne kadar kompleks. Bu kaos yutuyor, içine alıp alıp kusuyor beni. Bazı duyguların hala sözlük anlamı yok. Bazı tatlar hala tarifsiz. Yüzümüzü ekşiterek yaşamayı seviyoruz. Öteki olmayı seviyoruz. İnsan anadilinde küfreder. Bizim orada göte göt derler. Sansür, anlamsız. Kendi yalanıma kendim inanıyorum. İnsanlar beni çıldırtıyor. Hepimiz aynıyken, herkes kendini ayrıcalıklarla donatılmış sanması... Bu zan komik. Dünya biz var oldukça dönecek değil mi? Kahkaha!"Hiç düşünmez misiniz?" der Kitap. Hiç düşünmeyiz. Düşüncesini tövbelerle kesip, kendi sorularına cevapsız kalanlar tanıyorum. Herkesin tanrısı kendine esasen. Attığın taş büyükse dalgaların büyük olur. Büyük lokmaları seviyorum, yutamamayı, boğazıma takılmasını.. Büyük konuşmak güzel işte. Koskocaman.
Var olmamayı istedin mi hiç? İsteme. Çünkü bu çocukça. 'Ben oynamıyorum' demek için çok geç. Ellerin büyüyünce tuhaf hissediyorsun en çok. Oysa ellerin çok büyüdü.. Bir kaç şarkı etmiyor bunlar. Herkesin canı burnunda. Ve tuhaf, kimse burnunun ucunu göremiyor. Kendi camimizin duvarına işiyoruz. Kendi zilimizi çalıp kaçıyoruz. Kendi saçımızı çekiyoruz. Komik değil.
-Neyse ki yağmur var. Neyse ki ben yağmuru sevmiyorum.
düşünmek,
ellerin,
hiç,
hiçlik,
işemek,
komik,
koskocaman,
lokma,
olağanüstü,
oynamıyorum,
Şarkım,
tuhaf,
yağmur,
yalan,
zil,
Rate this posting: {[['
']]}
']]}1/01/2013
-
Yağmur yağsa hep, çünkü ıslak kaldırım kokusunu seviyorum.
İnsanlar yalın ayak güzel.
Sesimizi kısıp, kelimeleri yutkunduğumuz da çıkıyor asıl sesimiz.
Normlar var, anadan üryan bağıramıyorsun zaten.
Sahi kim koyuyor bu kuralları? Deliliğin ölçütü ne?
Kimse normal değil zaten, ve kimse anormal.
Kimsenin bilmediği bir şey var bende.
Ve onlarda da benimkiler.
-Herkesin bir gizi var işte.
Madalyalarımızın yüzü öyle çok ki!
Kaybetmenin kazanmaktan daha kısa sürdüğünü öğrendiğimden beri, her güzel anı satır başı yaşıyorum.
Senin yüzünde bir şehir var, hep şarkı söylüyor saçların.
Ne zaman birine seni yazsam, kalemimin ucu kırılıyor.
Ne zaman birine seni anlatsam mumum yatsıya kadar yanmıyor.
Senin ülken güzel.
Sen güzelsin işte, en sevdiğim renkler hep sende.
Arnavut kaldırımlarda yürünmüyor bu topuklularla..
Bu ruj, bu elbiseye uymuyor.
Bazen beklediğim şarkı radyolarda çalmıyor.
Ve bir gün gidebilme ihtimalin kanatıyor bu şehrin karanlığını.
{[['
']]}
']]}
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


